Sütçüler'den geçmişe yolculuk

Tarihin içinde küçük bir yolculuk yapmak
isterseniz, Pisidya bölgesinin önemli antik kentlerinden biri olan
Adada’dan geçen ünlü kral yolunu adımlayabilirsiniz. Medeniyetler
beşiği Anadolu toprakları binlerce yıldır kullanılan eski kral
yolları ağıyla örülüdür. Günümüzde kullanılan yeni yolların
eskilerinin üzerinden geçmesi, Anadolu’nun doğası gereği coğrafyanın
izin verdiği rotaların kullanılması nedeniyledir. Daha çok askeri ve
ticari amaçlı olan ve muntazam taş işçilikleriyle dikkat çeken bu
göç yollarının en önemlilerinden biri Adada antik kentinden geçer.
Antik çağda Caralis (Beyşehir) Gölü’nün batı kısmını izleyerek
Antiokheia (Yalvaç), Neapolis (Şarkikaraağaç), Timbriada (Aksu),
Adada (Karabaulo), Pednelissos (Gebiz) üzerinden Perge antik kentine
doğru kilometrelerce uzanan yolun en güzel kısmı bugün Adada şehri
girişinde görülebilir. Dev granit bloklardan oluşan antik yolun
yaklaşık beş yüz metrelik bölümü çok iyi durumda. Yemyeşil iki tepe
arasındaki vadide kıvrılarak SİT alanına gelen yolun geri kalanı
taşların dere yatağına yuvarlanması sonucu bozulmuş ne yazık ki.
SAVAŞIN VE DİNİN MERKEZİ
Kazı çalışmalarına katılan Mustafa Büyükkolancı’ya göre, Adada
şehrinin tarih sahnesindeki rolü Termessos’ta bulunan bir antlaşma
metninde ortaya çıkar. Adı geçen yazıt, yayılmacı politikasıyla
komşu şehir devletlerini bezdiren Selge ve diğer ortak düşmanların
saldırısına karşı Termessos ve Adada sitelerinin birbirlerine
yardımcı olma taahhütlerini içerir. Bir Pisidya kenti olan Adada’nın
en parlak çağı, Roma dönemine tekabül eder. Kentin en önemli
yapıları MS 2-3. yüzyıllar arasındaki bu periyotta inşa edilir.
Büyük İskender’in Anadolu yarımadasına girmesinin ardından kent
halkı, en önemli geçim kaynakları olan paralı askerliğe geri döner.
Çeşitli ordularda görev alan savaşçıların Kıbrıs’ta ve Sidon’da
bulunan mezarları bunun en iyi kanıtıdır. Doğu Roma İmparatorluğu
hakimiyetiyle birlikte Hıristiyanlıkla tanışan kent, diğer Pisidya
şehirleri gibi önemli bir dini merkez haline gelir. 9. yüzyıla kadar
devam eden kent hayatı, zamanla önemini kaybeder ve Hamidoğulları
Beyliği dönemiyle birlikte bütün yöre Osmanlı egemenliğiyle tanışır.
Isparta’nın şirin ilçesi Eğirdir’e 50, Sütçüler’e 10 km uzaklıktaki
Sağrak köyündeki Adada kalıntıları, Erikli tepeyle Aktepe arasına
yayılı. Kalıntılar arasında en göze çarpanı, iç içe geçen
agora-forum-Helenistik kule üçlüsü. Yirmi basamaklı, yaklaşık bin
kişilik forum meydanı, halk meclisinin toplanıp şehrin sorunlarını
tartıştığı bir alandı geçmişte. Taş döşeli meydanın üzerini bugün
sütunlar, kabartmalı ve yazıtlı taşlar, heykel kaideleri kaplamış
durumda. Basamakların sonunda yer alan Helenistik kuleden güneye,
antik yolun bulunduğu kent girişine doğru, Helenistik ve Bizans
çağına ait yapılar, sur duvarları ve üç nefli bazilika sıralanıyor.
Forum meydanından kent merkezine uzanan alanda yer alan iki katlı
yönetici sarayı, çarşı binası, stoa, orijinal taş döşemeli ve
sütunlu cadde, sahne ve orkestra alanı, toprak altında bulunan üç
bin kişilik küçük tiyatro, anıtsal çeşme, yerli halkın ‘kemikli
kule’ adını verdiği anıt mezar ve tapınaklar günümüze kalan en
önemli yapılar. Adada kentinin bugüne kadar kısmen ayakta kalan üç
tapınağı, görünümleriyle şaşaalı bir dönemi yansıtıyor. İmparator
Traianus, Zeus-Serapis ve İmparatorlar tapınakları kentin onur
kaynağı. Roma döneminde kentlerin bir imparator tapınağına sahip
olması ve ona bekçilik yapması ‘Neokoros ünvanı’ olarak
tanımlanıyordu ve Adada bu şerefe layık olan kentlerden biriydi.
Nekropol alanı ise birçok antik kentin aksine pek zengin değil,
birkaç kırık lahitten başka bir şey yok.
Ören yerinde bulunan kabartmalardan anlaşıldığına göre, burada
Dionysos (Bacchus) ve Tykhe (şans tanrıçası) adına şölenler
yapılmaktaydı bir zamanlar. Agorada bulunan dört yanı aşk falıyla
bezeli yazıt, yılanlı sopasıyla yol ve haber tanrısı Hermes,
omuzlarında boğa boynuzlarıyla ay tanrıçası Selene kabartmaları,
diğer parçalarla birlikte Isparta Müzesi’nde. Arkeolojik alanda en
fazla rastlanan kabartma, kentin sembolü olan ‘üç ayak-triskeles’
figürü. Özellikle kent adına basılan sikkelerde yer alan, güç ve
kuvveti sembolize eden bu kabartma, Adada’nın Zeus’a verdiği ad olan
(antik dönemde her kent Zeus’a farklı bir isim vererek tapınırdı)
Megistos’un temsili.
TARİH ZENGİNİ PİSİDYA
Diğer Pisidya şehirleri ve komşuları Kremna, Sagalassos ve Prostanna
gibi dağlık bir alanda bulunuyor Adada. Doğal olarak çevreye hakim
ve komşularıyla haberleşme olanağına sahip durumda. Isparta’ya 90 km
mesafedeki Adada’nın çevresinde başka tarihi mekânlar da yer alıyor.
Eski adları Baulo ve Karabaulo olan Sütçüler’in Hastahane
Mahallesi’nde bulunan Taşkapı kalıntıları, zamanın en büyük
kalelerinden biri olan Sığırlık, kayaların üzerinde yükselen
zaptedilmez Gelinyutan Kalesi ve mermer ocağının tahrip ettiği
Sığırlık Gediği kalıntıları, Adada akropolisinin doruk noktasıyla
göz teması halindeler. Ayrıca bölgenin tarihi ve doğal
güzelliklerinden biri olan Yazılı Kanyon, görülmesi gereken diğer
bir önemli durak. Binbir zahmetle kayalara oyularak devam eden antik
yol, azgın suların izin verdiği yaz aylarında yürüyerek
geçilebiliyor ancak. Taş döşeli yolu yürüyüp, şelaleler ve göletler
arasında bir yolculuk yapmak kaçırılmaması gereken farklı bir keyif.
Zamanın tanıklarından biri Adada antik kenti. Pisidya bölgesinin
binlerce yıllık tarihinden bir kesiti yansıtıyor gri-beyaz
taşlarında. Geçmişin geleceğe yolculuğunda önemli bir durak aynı
zamanda. Bize miras kalan Anadolu coğrafyasındaki arkeolojik
zenginliğin bir başka boyutunu keşfetmek adına mutlaka görülmeli |